RÖPORTAJ:YÜCEL ÇITAK

Ankara Bahçelievler'deki buz pistinin açılışı Türk buz hokeyinin doğum günü kabul edilebilir. İlk takımların oluşması ve ilk altyapı çalışmalarının yapıldığı bu tesis günümüze kadar bir çok sporcu yetiştirdi. Bunlardan biri ise ilk altyapı grubundan gelen, ay yıldızlı formayı 50den fazla taşıyan nadir hokeycilerden biri olan Yücel Çıtak...Kariyerinde bir çok kez gol krallığı ve şampiyonluklar yaşayan 30 yaşındaki tecrübeli oyuncu ile Türk buz hokeyini, gelecek hakkındaki düşüncelerini ve kariyerini masaya yatırdık.
(A.T :Alper Tokel Y.C:Yücel Çıtak)
A.T :İlk günlerle başlayalım isterseniz.Buz hokeyine nasıl başladınız?
Y.C: 1989 yılında Ankara ‘da başladım. Henüz 10 yaşındaydım ve bu sporla ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Dönemin belediyesi tarafından, Dünyanın en iyi buz pateni sporcusu Katerina Witt getirtilerek açılan buz pateni sarayı Türkiye’nin ilk ve tek olimpik buz pistiydi. Bu yüzden de halkın çok yoğun ilgisini çekiyordu. Bu ilgiyi nasıl tarif et dersen 45 dakikalık bir halk seansında 600 kişinin buz pateni yaptığını gördüm. Bu resmi kaynaktır eskiler bilirler. O dönemde Kurtuluş Parkı'ndaki küçük buz pistinde buz hokeyi ile tanışan, benim tabirimle “birkaç iyi adam”, olimpik tesisin açılmasıyla birlikte deneyimli olmaları nedeniyle belediyenin kadrolu eğitmenleri olarak tesiste çalışmaya başladılar. O günlerde Balgat'taki Amerikan üssünde görev yapan ve önceleri Amerika’da buz hokeyi oynamış askerler tesise geldiler ve birkaç iyi adama ders verdiler. Sporcuların büyük çabalarıyla ve Tarım Kredi Kooperatifi'nin desteğiyle bir takım kurdular. Bu sırada İstanbul İstinye’deki küçük buz pateni amaçlı pistte İstanbul Boğaziçi Spor Kulübü kuruldu. Onlar da aşağı yukarı 10 kişilik bir takım kurdu. Bu iki takım Ankara’daki olimpik buz pistinde ilk kez Türkiye’ye buz hokeyi maçı seyrettirdi. Bundan sonra birkaç iyi adamdan Cüneyt Kozan ve Fahri Paslı tesiste Türkiye’nin ilk hokey okulunu açtı ve aşağı yukarı 20 kişilik bir grubu ikiye bölerek buz hokeyinin Türkiye’deki temelini attılar. Ailemin ve en önemlisi dayımın desteğiyle buz hokeyine başladım.
![]() |
Belpa'dan ilk buz hokeyi altyapı grubu... |
A.T :Buz hokeyini sevmenizde herhangi birinin etkisi oldu mu? Anne, baba ya da bir antrenör?
Y.C:Aslında buz hokeyini sevmemin sebebi tabiî ki ailemdir. Çok küçüktüm ve beni nereye çekersen oraya giderdim. Basketbol ve yüzmeye gidiyordum. Bir iki denemeden sonra buz daha zevkli geldi ve diğerlerini bıraktım. Çevreyi beğenmiştim, temiz ve sağlıklı bir ortamdı. Dayımın tesiste personel olarak çalışması ailemin içini rahatlatıyordu. Bütün boş vaktimi burada antrenman yaparak değerlendiriyordum. Küçük olduğum için sürekli kendimi ispatlamak peşindeydim. Belirli bir sorumlulukla, hobi olarak değil sporcu olarak başarılı olacağımı düşünüyordu herkes ve bu konudaki en büyük destek Cüneyt Kozan'dan geldi.
A.T :Buz hokeyini hayatınızın en önemli parçalarından biri yapan nedenler nelerdir? Buz hokeyinin hangi özellikleri sizi etkiliyor?
Y.C: Buz hokeyine başladığım yıllarda bunu soranlara, “buzun üzerinde kaymayı, hızlanmayı, gol atmayı, yüzüme vuran soğuk rüzgarı çok seviyorum” diyordum. Yaşım ilerledikçe ve özellikle 1995 yılında gittiğim ilk milli müsabakalardan sonra bakış açım genişledi. Artık farklı stilleri, teknikleri, oyun stratejilerini görüyor ve öğreniyordum. Çok küçüktüm ve o yaşlarda uykularımı, eğlencemi, oyunlarımı feda ettiğim bu sporda başarılı olmanın, kazanmanın, kaybetmenin, bütün heyecanını ve duygusal sendromlarını yaşıyordum. Türkiye’de pek tanınmayan ama Kanada, Amerika gibi ülkelerde okullarda bile oynanan bu spora başlayan ilk 20 kişi içindeydim. Buz hokeyinin 20 yılda geçirdiği her evrede, acısıyla, tatlısıyla oldum. Bunlar buz hokeyini benim için önemli yapıyor. Ayrıca buz hokeyi sporunun çok hızlı oynanması ve sınırsız varyasyonların istenirse yapılabilir olması, anlık kararların uygulanabilirken takım halinde aynı şeyleri düşünüyor olabilmek bu sporun en önemli özelliğidir.
A.T : Türkiye’nin yetiştirdiği ilk hokeyci nesil olmanın zorlukları/artıları nelerdi? Ne gibi sorunlarla karşılaştınız?
Y.C: Önce zorluklardan başlamak isterim. İlk nesil olmak kazanımları artırıyor kesinlikle ancak yaşanmış olan gerçekleri de unutturmuyor. Hokey sopalarının ortaklaşa kullanıldığı, spor için satılan normal şortların içine korunmak için süngerlerin, leğenlerin dikildiği bir zamandan söz ediyorum. Komik değil mi? Ama gerçek. Malzeme yokluğu vardı. Bir tanıdığınız varsa yurt dışına sipariş vereceksiniz de; malzeme aylar sonra gelecek ve en fahiş fiyattan size satılacak. Tabi bu arada kaş patlar, parmak kırılır, kaval kemiği her zaman mordur. Basit ama çok insanın içini burkan bir zorluktu. Sopalarımız kırılmasın diye fazla slapshot çekmiyorduk. 20 yılda 7 paten değiştirdim, bunun 5'ini son on yılda aldım. Bu aşamada bazı ekonomik nedenlerden dolayı çok yetenekli çocukların bu sporu bıraktığını biliyorum. Şimdiki genç arkadaşlarımın, kıymetini bilmesi gereken imkanları çok bol bir zamanda bu sporu yaptıkları kesin. Artılara gelince... Bu kadar olumsuzluğa rağmen çok iyi ve disiplinle amacımız için çalışmalar yapıyorduk. Cüneyt Kozan ve Fahri Paslı neredeyse herkesle özel ilgileniyordu. Cüneyt’in antrenörlüğünde 5 yıl geçirdim. Bugün d ünya standartlarında bir buz hokeyi takımında olması gereken antrenmaların olduğu buz içi ve dışı, teorik ve video gösterimli detayların öğretildiği bir gruptuk. Özel diyetisyen eşliğinde beslenme programımız da dahildir buna. Bugün halen Türkiye’de hiçbir takımda mevcut olmayan çalışmalar yaptık. Türkiye’ye o dönem sayısız yabancı oyuncu geldi ve hepsi de çok kaliteliydi. Hepsi ile ayrı ayrı çalışma fırsatım oldu.
A.T :Uzun yıllardır milli takımlarda oynadınız?Türk buz hokeyinin yeni nesilleri sizce önceki nesillere göre ne durumda?Yani ileri mi yoksa geri mi gidiyoruz sizce?
Y.C: Her zaman şöyle düşündüm, belki de benim çocukluğumda daha fazla aşılanan milli duygulardandı ama; milli sporcu olmanın, ülkeyi temsil etmenin ne kadar önemli olduğunun farkında birisi olarak kaybettiğimiz her maç hıslandım, hırslandıkça daha fazla antrenman yapmak için uğraştım ama imkanlar kısıtlıydı ve profesyonellikten çok uzak bir spor dalı olarak kaldı buz hokeyi Türkiye’de. Özellikle 1996 yılından sonra Cüneyt Kozan ve Fahri Paslı’nın hem maddi hem de manevi nedenlerden dolayı buz hokeyini bırakmaları sporun gelişmesini yavaşlattı. Çünkü arkadan gelenler bu sporda maddi olanakların, kazançların olmadığını gördüler ki buna sporcular da dahildir. Çoğu kendini işine, haklı olarak okullarına verdi. Milli takımda en son 2008 yılında olimpiyat elemelerinde oynadım. 51. milli maçıma çıkmıştım ve değişmeyen çok şey vardı bu 20 yılda. İyi bir antrenörün devamlılığı, oyuncuların uyumu, antrenman eksikliği ve takım seçimleri gibi şeyler ekleyebilirim.
Genç oyuncular istekli davranıyor ama dinlemiyorlar. Zaman zaman bir araya geldiklerimden bazıları bana maçlardan sonra “Nasıldım?” diye soruyorlar. Eleştirdiğimde savunma yapıyorlar, istiyorlar ki hep “çok iyisin” diyelim. Bazıları “geçen maçta sende şöyle yaptın” diyerek hataları örtmeye çalışıyor. Halbuki yaptığım hataları onların yapmaması gerektiğini söylüyorum. Üstelik 30 yaşında bir sporcu olarak 18 yaşında bir sporcunun beni kendisiyle kıyaslamasına üzülüyorum. Zaten çok daha iyi, istekli, hırslı ve güçlü olmalılar. Bunun yanında hatalardan ders çıkaran mütevazı sporcular olmalarını bekliyorum. Evet, ivme kazandığımız zamanlar da oldu. Zikzaklar çiziyoruz şu anda, 2-3 oyuncuya endeksli başarılar bekliyoruz. Sadece bu oyunculara değil, takım bütününe güvenilmeli. İki ileri, bir geri gidiyoruz diyebilirim. Yeni federasyonun sağlıklı çalışmalar yapacağına inanıyorum.
A.T : Türk buz hokeyini daha ileri götürmek için yapılacak ilk uygulamalar ne olmalı? (yabancı antrenör, oyuncu vs)
Y.C:Altyapıyı güçlendirmek için ortak projeler olması gerektiğine inanıyorum. Bu projeler için istekli antrenörler bir araya getirilmeli. Bu iş bir iki kişinin tekeline bırakılmamalı. Açılan antrenör kurslarında özellikler aranmalı, bütün müracaatlar kabul edilmemeli. Bizim sıkıntımızın çoğu zaman buz eksikliği olduğunu herkes söylüyor, 20 yıldır aynı şey söyleniyor. Halbuki var olan buzu ne kadar verimli kullanabiliyoruz bunu tartışmalı. Buz dışı antrenmanlarda ne kadar verimliyiz bu konuşulmalı. Yabancı antrenöre asla karşı değilim, bizim ufkumuzu açabilir ama bunun yanına milli takım antrenörü olarak değil her zaman çalıştırıcı olabilmek adına tecrübe ve ustalık kazanması için istekli herkesi yaklaştırmak gerekir.
Yabancı oyuncular bakışımızı değiştirebilirler. Bizi iyi oynatabilirler ama onlarla yan yana kayabilir, pas atabilir, pas alabilirseniz. Diğer türlü onları bol bol alkışlar paralarını öder ülkelerine uğurlamaktan öteye geçemeyiz. Yabancı oyuncuların nereden geldiği, kaç yaşında olduğu çok önemli. Takıma zarar verebilecek oyuncuların da olabileceği ve her yabancının iyi olmadığını da bilmek gerekir. Takıma uyum sağlayan, ahlaki ve kültürel değerle saygı gösterebilen birisi bulunmalı. Daha önce bunun olumsuz örneği İzmit’te görüldü.
A.T :Milli formayla attığınız en önemli ya da unutamadığınız golü anlatır mısınız?
1999 yılında unutamadığım bir gol var ki; eski adıyla Yugoslavya ile oynuyorduk. Şu anda Division 1'deler ve onlarla maç yapmamız bir yana, rüzgarlarından devriliyorduk desem heralde abartmış olmam. Maç 52 ye 1 bitti ve golü attığımda 53 gol atmış kadar sevindik. Onlar o kadar hırslanmışlar ki gol yediklerine inanamadılar. Bu maçta gol attığımızdaki yakın arkadaşlarım Hakan Karakaş, Onur Özmen, Ogan Kökgil, Küntay Öget ile aynı line da oynuyorduk.
A.T :Milli takım ile hatırladığınız en önemli an/başarı/hayal kırıkılığı hangisidir?
Y.C:1999 yılında Yugoslavya’da ‘En İyi Oyuncu’ ödülünü IIHF başkanı Rene Fasel’den aldım. Benim için unutamadığım bir andır.
1998 yılında ilk galibiyetimizi Yeni Zelanda’yı 4-3 yenerek aldık. Milli takımın ilki olduğu için en önemli başarısıdır.
Hayal kırıklığına gelince, her zaman kendi grubumuzda yeneceğimiz bir takım olur. Bu maçları kazanacağız diyerek buza çıkıp kaybettiğimizde hayal kırıklığı yaşadığım çok olmuştur.
A.T :Liglerde birlikte oynadığınız en iyi oyuncu hangisiydi? Ya da beraber oynamadığınız ama Türkiye’ye gelip de keşke bizim takımda olsa dediğiniz bir oyuncu oldu mu?
Y.C:Yabancı oyuncu olarak en iyi oyuncu 1996-97 yıllarında beraber oynadığım Bulgar Stoian Batchavarov’ du. Bunun yanında Gümüş Patenler’deyken 1999 yılında Kanadalı Colin Dudinski ile birlikte oynarken çok keyif aldım. Yine yerli oyunculardan defans oyuncusu olmasına rağmen Burç Eryiğit ile çok iyi anlaşırdım. Birbirimizin ne yapacağını çok iyi bilirdik. 10 seneye aşkın süre hem kulüp hem milli takım düzeyinde birlikte oynamamızın ve ikimizin de Cüneyt’in alt yapısından gelmemizin büyük etkisi var. Birlikte oynadığım en iyi yerli forvet oyuncusu Ömer Arasan’dı. Oynamak istediğim ama olmayan İstanbul Paten Kulübü'nün sporcusu Bulgar Emil Damev ve Rossen Stefanov çok iyiydi.
A.T : Çalıştığınız en iyi antrenör kimdi?Neden?
Y.C : Tartışmasız Cüneyt Kozan. Kozan dahil bugüne kadar Bulgar Bacthavarov, Kanadalı Troy Davis,Colin Dudinski, Türk Kökenli Kanadalı Ertuğ Gürhan, Rus Sergei Kizlistki, Oleg Moundrov, Oleg Zak ile çalışma imkanım oldu. Son dönemde milli takıma gelenleri saymıyorum bile. Bazıları ile birkaç yıl bazıları ile birkaç ay beraber çalıştım. Hepsinden çok şey öğrendim bana katkıları çok oldu. Özellikle Tony ( Batchvarov) un fırsatçı bir forvet oluşu bana hep bir model olmuştur. Ancak teknik ve taktik alt yapımın tamamını Cüneyt Kozan’a borçluyum.
A.T : Türkiye’nin üst düzey takımlarında oynadınız? Önceki senelerle karşılaştırırsak bu takımlar daha mı güçlü? Ligimizin kalitesi düşüyor mu yoksa?
Y.C : Türkiye’de buz hokeyi, yabancı oyuncuların skoru fazlasıyla etkileyen dönemini halen atlatamadı. Dolayısıyla hangi takımda oynarsanız oynayın kaliteli 2-3 yabancı oyuncu ile sonucu değiştirirsiniz. Kaleci ve ileri alanda oyuncusu kaliteli bir takım halen ilk iki sırayı zorluyor ligimizde. Bunları iyi yerli oyuncular ile desteklerseniz güçlü bir takım olmamanız için bir neden yok. Geçmişte - yaklaşık 7-8 yıl önce- Türkiye ligindeki yabancı oyuncular daha kaliteliydi, tabi bu benim görüşüm. Katılan da olabilir, katılmayan da. Bu nedenle lig kalitesinin de daha iyi olduğunu düşünüyorum.
A.T : İleride antrenörlük yapmayı düşünüyor musunuz?Hokeyi bıraktıktan sonra planladığınız bir hedefiniz var mı?
Y.C : 1999 yılından bu yana birkaç takımın antrenörlüğünü üstlendim. 2001 yılında genç milli takım yardımcı antrenörlüğünü yaptım. Daha profesyonel anlamda çalışmak istedim ama buna hazır olamadığımız için sadece düşüncede kaldı. Ben aynı zamanda bir eğitimciyim, dolayısıyla antrenörlük benim hedefim değil olması gereken diye düşünüyorum. Bulunduğumuz ortamda gerçekten antrenör olmak hem çok kolay hem de zor. Bu röportajda konuşulacak bir konu da değil, çünkü ayrı bir tartışma konusu. Bu konunun başlangıcı ve bugünü, bizim önümüzdeki 10 yılın buz hokeyi sporunda ki gelişmelerinin ne yönde olacağını çizer. Oyunculuğu bıraktığımda ciddi bir takımla anlaşırsam antrenörlük yapacağım. Hakemliğe de sıcak bakıyorum ancak buz hokeyinin gelişmesine daha çok katkıda bulunmak istiyorum.
A.T :Bildiğim kadarıyla dünyaca ünlü “Crashed Ice” adlı yarışmaya katıldınız?Nasıl bir tecrübeydi anlatabilir misiniz?
Y.C : Crashed ice; downhill, ice cross ve snowboard sporlarının ortada buluştuğu, buz hokeyi patenleri ve sopa hariç full malzeme ile yapılan extreme bir yarış sporu. 2001 yılında Avusturya’nın Klagenfurt şehrindeki yarışına katıldım. Yalnız değildim, Emrah Özmen ile birlikte gitmiştik. 170 sporcu dünyanın farklı ülkelerinden gelmişti ve hemen hepsi buz hokeyi oyuncularıydı. 345 metre yüksekliğindeki bir kayak pistini buz pistine dönüştürmüşlerdi. Slalomlar ve keskin virajları olan bir pistti. 4 er kişilik çıkış platformlarından aşağıya kayarak en iyi zaman yapanların tur atladığı bir yarıştı. 55 sporcu pisti gördüğünde yarıştan çekildiler. Biz Emrah ile yarışa girdik ve her turda "artık elensekte bir daha kaymasak" diyorduk. Ama yarış başlayınca kendimizi tutamıyorduk. 120 sporcu içinde amacımız ilk 32 ye girmekti. Ben 12. , Emrah ise 5. s ırada yarışı tamamladık. Çok eğlenceli ama gerçekten çok riskliydi. O zaman 22 yaşındaydım. Bugün aynı riske girmeyebilirim.
A.T :Genç Türk oyunculardan beğendiğiniz isimler hangileri?
Y.C : Ankara’dan Emrah Özmen, ve kendisini geliştirmesine, yetenekli olduğuna inandığım Alper Solak var. Bunun yanında İzmit’ten Burak Aktürk’ ü beğeniyorum.
A.T :Genç oyuncularımıza önerileriniz var mı? Nasıl bir çalışma yapmalılar, nelere dikkat etmeliler?
Y.C : Bütün sporlarda olduğu gibi buz hokeyinde de en önemli şey devamlılık ve eksikliğe yönelik çalışma yapmak. Her gün yapılan ama sizi geliştirmeyen bir antrenmanın kimseye bir faydası yok. Sadece var olan performansınızı sabit tutuyor ama sizi ilerletmiyor. Sürekli amacı belli ve yetersiz yönleri geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmalarını ve özelikle buz dışı antenmanlarda sopa tekniklerini geliştirmelerini öneriyorum. Kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını, özgüvenlerinin yüksek olmasını ama çalışmayı ihmal etmemelerini öneriyorum. Beslenme alışkanlıklarına da dikkat etmeliler.
A.T : Dünya hokeyini takip eder misiniz?Örneğin NHL?
Y.C : Dünya şampiyonalarında oynanan maçları izlemeye çalışıyorum. İmkanım ve zaman sıkıntım olmazsa bu sene Almanya’da yapılacak Dünya Şampiyonası’na gitmek istiyorum. NHL sözün bittiği yer bence. Buradaki oyunculardan çok hem batı hem de doğu konferanslarındaki toplam 30 takımın nasıl antrenman yaptığını izlemek isterdim. Hedef hep aynı. Stanley Kupası'na bir kez daha isimlerini kazımak istiyorlar.
A.T :NHL’de tuttuğunuz takım var mı?
Y.C :Detroit Red Wings favori takımım.
A.T :NHL’de en beğendiğiniz oyuncu?
Y.C :Alexander Oveckhin.
A.T : Türkiye’nin en iyi oyuncusu sizce kim?
Y.C :Emrah Özmen.
A.T : Dünyada en beğendiğiniz/iyi oyuncu?
Y.C :İlya Kovalchuk, Rusya.
A.T :Kendinize örnek aldığınız bir hokeyci var mı?Takip ettiğiniz ya da idolüm diyebileceğiniz?
Y.C :Eskiden vardı, ama artık hokey oynamıyor. Wayne Gretzky’i çok izlerdim. Artık yaşım birisini kendime idol haline dönüştürmek için biraz fazla. Çünkü artık asla onun gibi olamam.
A.T : Dünya şampiyonalarında hangi takıma sempati duyarsınız?Rusya, Kanada ya da İsveç mi?
Y.C :Ben her zaman Rusya’nın tekniğini ve Kanada milli takımının agresif oyununu seviyorum. Finlandiya'nın oyun disiplini ve drillerine sempatim var.
| KARİYER TABLOSU |
|
Boy: 177 cm Ağırlık: 83 kg Doğum Tarihi: 15 Nisan, 1979 |
![]() |
|||||||
| TAKIM | Müsabaka | Sezon | YER | GP | Gol | Asist | Puan | Ceza Dk. | ÖDÜLLER | |
| Ankara Paten Kulübü | Türkiye Ligi | 93/94 | Ankara | 6 | 3 | 9 | 0 | En Genç Oyuncu | ||
| Milli Takım | EJC C2 | 95 | Litvanya | 4 | 0 | 0 | 0 | 0 | En Değerli Oyuncu | |
| Kavaklıdere Spor Kulübü | Türkiye Ligi | 95/96 | Ankara | 16 | 49 | 54 | 103 | 12 | Gol Krallığı | |
| Milli Takım | WC D | 96 | İsrail | 2 | 1 | 0 | 1 | 2 | ||
| Kavaklıdere Spor Kulübü | Continental Cup | 96 | Yugoslavya | 3 | 1 | 0 | 0 | 0 | ||
| Milli Takım | WJC D | 96 | Bulgaristan | 2 | 2 | 2 | 3 | 2 | En Değerli Oyuncu | |
| Milli Takım | WC D Q | 97 | Türkiye | 2 | 1 | 0 | 1 | 0 | ||
| Gümüs Patenler SK | Türkiye Ligi | 98/99 |
Ankara | 8 | 24 | 19 | 43 | 8 | ||
| Milli Takım | WJC D | 97 | Litvanya | 7 | 3 | 0 | 3 | 2 | En Değerli Oyuncu | |
| Milli Takım | WC D | 98 | Güney Afrika | 4 | 2 | 1 | 3 | 2 | ||
| Gümüs Patenler SK | Continental Cup | 99 | Bulgaristan | 3 | 1 | 1 | 2 | 2 | En İyi Forvet | |
| Milli Takım | WC D | 99 | Güney Afrika | 4 | 1 | 0 | 1 | 2 | ||
| Ankara Büyuksehir Belediyesi | Continental Cup | 99 | Bulgaristan | 3 | 0 | 1 | 1 | 0 | ||
| Milli Takım | WJC D | 99 | Yugoslavya | 5 | 0 | 0 | 0 | 12 | ||
| Gümüs Patenler SK | Türkiye Ligi | 99/00 |
Ankara | 18 | 27 | 19 | 46 | 18 | ||
| Milli Takım | WC D | 2000 |
İzlanda | 4 | 0 | 0 | 0 | 2 | ||
| Polis Akademisi ve Koleji Spor Klübü | Türkiye Ligi | 2002/03 |
Ankara/İzmit | 8 | 6 | 14 | 0 | |||
| Milli Takım | WC d3 | 2003 |
Yeni Zelanda | 2 | 0 | 0 | 0 | 0 | ||
| Polis Akademisi ve Koleji Spor Klübü | Türkiye Ligi | 2003/04 |
Ankara/İzmit | 2 | 4 | 1 | 5 | 0 | ||
| Başkent Yıldızları Spor Klb. | Türkiye Ligi | 2004/05 |
Ankara/İzmit | 16 | 38 | 33 | 71 | 16 | Gol Krallığı | |
| Başkent Yıldızları Spor Klb. | Türkiye Ligi | 2005/06 |
Ankara/İzmit | 14 | 31 | 29 | 60 | 12 | ||
| Abba Spor Kulübü | Türkiye Ligi | 2006/07 |
Ankara/İzmit | 10 | 50 | 35 | 85 | 2 | ||
| Milli Takım | WC d2 | 2007 |
Hırvatistan | 5 | 0 | 0 | 0 | 4 | ||
| Milli Takım | WC d3 | 2008 |
Lüksemburg | 5 | 1 | 4 | 5 | 2 | ||
| Milli Takım | Olimpiyat Elemesi | 2009 |
Türkiye | 3 | 0 | 0 | 0 | 2 | ||
| ODTÜ Spor Kulübü | Türkiye Ligi | 2009 |
Ankara | 12 | 51 | 29 | 80 | 12 | Gol Krallığı | |
| TOPLAM | 14 SEZON | 154 | 301 | 237 | 536 | 114 | ||||
A.T :2011 Universiade ile ilgili düşünceleriniz neler?Olumlu sonuçlar alabilecek miyiz sizce?
Y.C :2011 yılında iyi sonuçlar almak bence önemli değil. Bizim bu organizasyondan alnımızın akıyla çıkmamız bence daha iyi bir sonuç olur. Bu turnuva için yapılan yatırımların karşılığı alınacak iyi sonuçlardan çok, ülkemizin göstereceği ilgi ve bu sporun gelecek yıllara daha doğru adımlarla atılmasını sağlayacak hamlelerdir.
A.T :A Milli takım bu sene Division II’de mücadele edecek?Gruptaki şansımız nedir?Hedefimiz ne olmalı?
Y.C :Meksika City'de Avusturalya, Belçika, İspanya, Bulgaristan ve Meksika ile oynayacağız. Bunu değerlendirmek için biraz erken ama hedef grupta kalmak olmalı bunun için en az bir maçı kazanmalıyız. İyi bir kadro ve verimli bir kamp dönemiyle büyük ihtimal Bulgaristan maçıyla olabilir inancındayım.
A.T :Polis Akademisi’nin Continental Cup’taki performansını nasıl buldunuz?
Y.C :İyi bir performans sergilediğini söylemek gerçekçi olmaz. Kısa dönemde toplama bir takım ile alınmış bu sonuç beklenen bir sonuçtu. Bütün oyuncu arkadaşlarım ellerinden geleni yaptılar ancak kısa dönemde hiç bilmedikleri bir antrenör ile yapılan antrenmanların sonucu etkilediğini sanıyorum.
A.T :Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Buz hokeyini çok seviyorum. Hayatımda keşke dediğim tek bir şey var o da, bu spora keşke Kanada, Amerika vb. bir ülkede başlayabilseydim. Röportaj için teşekkür ederim.
06.10.2009


